Kaygı

Etrafımızda yataktan kalmakta zorluk çeken, işe gitmek için hazırlanırken isteksizlik yaşayan insanlar vardır mutlaka. Bu durum, kişinin yaptığı işi sevmemesinden ya da benimseyememesinden kaynaklıdır. 
“Kaygıyla (anksiyete) bu durumun ne alakası var?” denilebilir. Ancak bilinmelidir ki bütün duygular domino taşı gibi birbirlerini etkilemektedir. İşini sevmeyen bir birey isteksizdir. Bu isteksizlik tembelliği getirir. Tembellik ise sorumlulukları zamanında yetiştirememe ve istenilen ölçüde yapamama kaygısını oluşturur. Bu kaygıyı yalnızca iş ortamına hapsetmek haksızlık olur. Aynı durum öğrenciler için de geçerlidir. Öğrenci mutlu, huzurlu ve kendini güvende hissediyorsa okula gitmekte isteksizlik ve okul görevlerini aksatmada problem yaşamayacaktır. Tabii ki bunlara bağlı kaygı da oluşmayacaktır.
                                                  ******
-    Bireyin var olan kaygısı zihinde başlar. Bütün yetenekler bir yapbozun parçaları gibidir. Beyinde isteklendirilemezse ve bu parçalar birbiriyle bağlantılanamazsa bir anlam ifade etmez. Bu bağlamda anksiyete bazen olumlu bazen olumsuz bir durum yaratabilir. Çünkü beyni değiştirmek için ufak bir kaygı gerekir. Beyin ve düşünme yapımızı değiştirmek için kimyasal bir sıvı salgılayamayız ya da sihirli bir denekle beynimize dokunamayız. Ancak beynimizi biraz kaygılandırabiliriz. 
-    Bir futbol takımını düşünelim beraberliğe razı bir takım sekseninci dakikada gol yerse kaygıya kapılır ve son on dakikada geride kalan seksen dakikadan daha hırslı daha atak futbol oynamaya başlar. Kaygı takımı güdüler. 
-    Birinci ve ikinci yazılıda düşük not alan bir öğrenci dersinden geçer not alma kaygısına düştüğü için son yazılıda büyük bir başarı gösterebilir. 
                                                  ******
Bakınız orta düzeyde anksiyete her zaman bireyin işine yaramıştır. Burada müdahale edilmesi gereken yer düşük ve yüksek anksiyete bozukluklarıdır. 
Dr. Abraham Twerski bir makalesinde ıstakozların kabukları üzerine bir araştırma yapıyor. Bu araştırmada ıstakozların kendilerinin büyüdüğünü ancak kabuklarının büyümediğini aktarıyor. Kabuk içerisindeki canlı büyüdükçe kabuğun canlıyı sıkıştırdığı, rahatsız ettiği ve ıstakozu yeni bir kabuk arayışına soktuğu belirleniyor. Bir kaya altına saklanan ıstakoz kendine daha geniş bir kabuk bulup kabuğunu değiştiriyor. Konuyu yazan makale sahibi Dr. Abraham Twerski yorumunu şöyle yapıyor:
“Eğer ıstakoz bir insan olsaydı doktora giderdi ve doktor ona sakinleştirici ilaçlar vererek yatıştırdı. Kabuğunun kendisinde oluşturduğu rahatsız edici durumunun kaygısını ilaçlarla giderirdi. Bu durum da ise ıstakoz kabuk değiştirmez ve böylece hiç büyüyüp gelişemezdi.”
Yani istenen düzeyde anksiyete kişiyi geliştiren bir argümandır.
                                                 ******
Yüksek ve düşük ölçekli anksiyete beyinle alakalı bir durumdur ve yapılan bazı yanlışlıklardan dolayı ortaya çıkar. Bunlardan bazıları şöyledir:
-    Aynı şeyleri yaparak sorun ya da depresyondan çıkamayız. Çamura saplanan bir arabanın gaza basması gibi boşa dönen tekerdir aynı şeyleri yapmak.
-    Harekete geçmek için hazır olmayı beklemek yanlıştır. İnsan zamana bıraktığı takdirde hiçbir zaman hazır olmayacaktır. Bireyin yapacağı işte kendini zorlaması gerekir.
-    Birey öğrenmenin olduğu bir ortamda olması gerekir. Çevresel faktörler son derece önemlidir. Moralinizi bozan veya başarı anlamında bireyi aşağıya çeken söz, davranış, kişi ya da eylem bireyi kaygıya sürükler.
-    Yapmakta zorlanılan şeyler bırakılmamalıdır. Sık tekrarlarla zihin ve beden bu duruma alışacaktır ve sonrasında yapmaya zorlanılmayacaktır. Tıpkı spor gibi. Spora başlarken on şınav çeken birisi yapamıyorum diye bırakırsa ilerleyemez. Sık tekrarla devam ederler. İlerleyen zamanlarda bunu ondan yirmiye, otuza çıkarabilecektir.
-    “Oturmak ve hareketsizlik çağımızın sigarasıdır” der John B. Arden. Hareketli bir yaşam oluşturmalıyız. Mutlaka spor yapmalıyız.
-    Obezite tarzı yaşamdan kurtulmalıyız.
-    Kendimizi yeni deneyimlere açmalıyız. Genelleme yapmadan yeniliklere açık olmalıyız. Ahmet Şerif İzgören bir yazısında şöyle diyor: “Genelleme ve ön yargı sert bir cisim gibidir. Elbet bir gün daha sert bir madde tarafından kırılır. Açık fikirli, eleştirel ve yeniliklere açık olmak ise yumuşak ve esnektir. Gelen her duruma göre kendini şekillendirir.”
-    Eğitimim bitti dememeli birey. Bilişsel ve fiziksel gelişim hayatın her safhasında sürdürülmeli.
-    Günlük yarım saat bile yürüyüş yapıyorsanız kaygıdan uzaklaşmaya başlamışsınız demektir.

                                               ******
Bu saydıklarımızı uygulamaya koyabilmek için beynin beynine bakalım biraz. Burası korteks denilen yerdir. İki kısmı vardır. Biri orbital diğeri dorsal kısımdır. Orbital kısım duyguları, dorsal kısım ise mekanik günlük işleri yönetir. İnsanlık tarihi boyunca dorsal kısım en son olgunlaşmıştır. İnsan da hayat sürecinin en sonunda yaşlılık döneminde olgunlaşır. Bu sebepledir ki savaşa gençleri göndeririz. Genç, komutanın emirlerine itaat edecek ve sorgulamayacağı için savaşa gönderilir. Olgun bireyin gittiğini düşünelim komutan yat dese yatmaz kalk dese kalmaz. “Bunları neden yapıyorum” diye sorgulamaktan savaş biter zaten.

Beyin yapımız iki loptan oluşur. Sağ lop sevilir, sol lop sevilmez. Yazarlar “sağ lobda bağlanma vardır” derler. Sağlıklı ve dengeli bir psikolojik, sosyal ve kişisel bir süreç yaşamak istiyorsak. Farklı özelliklere sahip olan beynimizin sağ ve sol loblarını dengeli geliştirmeliyiz. Sol beyin “Kaldır poponu yap şu yapman gerekenleri” der. “Yapman gerekenleri yaparsan kendini daha iyi hissedeceksin” der. Bu bağlamda bilişsel davranış der ki, “Bireyin kaygı davranışından kaçınması onu daha kaygılı yapar.”
Üzüntüyü baskılayan da yine sol beyindir. Kişi kendine “bu işi yapamam” diyorsa sol beyin motive edicidir. Aslında tıpkı öğretmenler ve eğitimciler gibidir. Çünkü eğitimciler yapası gelinmeyen durumları belirli yollarla yaptıran kişilerdir. Sol beyin küçük resme bakar. Sağ beyin ise büyük resme bakar. Sağ beyinde şu hususlar da vardır. Espri yeteneğimizi ve mizah yeteneğimizi sağ beyine borçluyuz. Mizah demek kişinin kendine gülebilmesi, kendiyle barışık olup eğlenebilmesiyle ilgilidir. Kendiyle barışık olan birey ise ansksiyetesi olması gereken seviyede olan bireydir. 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Asuman silahtar
Asuman silahtar - 9 ay Önce

Bir eczacı olarak insanların bu kadar çok anti depresan kullanmasına karşıydım bu yazı duygularıma dile getirmiş oldu
Teşekkür ederim
Her şey dozunda gerekli

Korhan Bozkurt
Korhan Bozkurt @Asuman silahtar - 9 ay Önce

Tıbbi ve sağlık açısından. Görüşünüz kıymetli. İnsanlar ilaç kullanımını sınırlandırarak kendilerini bulmalılar. Ekstrem durumlar hariç.

Letife Akalinlar
Letife Akalinlar - 8 ay Önce

Cok guzel bir yazi kalemine saglik. Seni yurekten tebrik ederim. Yaziyi okurken iki şey beni etkiledi " Birincisi: Herekete geçmek icin hazir olmayi bekledigimiz zaman hareket eylemini hiçbir zaman gerceklestiremiyegiz çünkü hiçbir zaman hazir olmayacagiz. Sürekli erteleyip duracagiz. Nerde hareket orda bereket derler. Bunu kendimde degistirmem gerekiyor. Ikincisi ise sağ beyin çalışmalarını gelistirmem gerekiyor.

Korhan Bozkurt
Korhan Bozkurt - 8 ay Önce

Yorumunuz da beni etkiledi